18 Ekim 2017 Çarşamba

BELGRAD







27 Eylül Çarşamba akşam üzeri Podgoriça'dan ( Montenegro) Belgrad'a ( Sırbistan) Tren bileti alıyoruz. Yataklı vagon 23 euro. hareket saat 6 da, Belgrad'ta varış sabah saat 8. Yatarak gideriz işte ne de güzel olur diye düşündük ancak kapsül kadar bir yer ve karşılıklı 6 ranzalı kompartmanı bizim kızlar pek sevmediler. Benim, Hindistan trenlerinden deneyimim olduğu için lüks bile geldi.

Podgorica Otobüs istasyonu ve tren garı yan yana. Tercih sizin. Tren ve otobüs saatini oturup bekleyeceğiniz yiyip içebileceğiniz güzel bir de kafe var ücretsiz internete de bağlananbiliyorsunuz ee daha ne olsun :) Bu arada yeniden belirteyim hiç önceden bilet almadık nereye gidersek gidelim biletlerimizi her yerde istasyona varınca satın aldık bu konuda hiç telaşa düşmeyin.
Şimdi gelelim bizim Montenegro- Sırbistan sınırını geçme hikayemize :)
Tren, derin vadilerin doruklarından geçerken akşam ışıkları hayal bile edemeyeceğimiz görüntüler sunuyor bize.
Lunaparktaki çocuklar gibiyiz allahtan çarpışan tren değil bu :) yoksa yaşadığımız heyecan ona bile  sevindirecek boyutta :) :)
Ama sonrasında 14 saat süren yolculuk herkesi biraz sıktı diyebilirim. Yolculuğun bize kazandırdığı deneyim, Lilyana ile olan arkadaşlığımız ve bir de üçkağıtçı, Sırp sınır polisine karşı nasıl dik durulur kısmı  oldu. Önce Lilyana'dan söz etmem gerek. Sarışın iri yarı Sırplı bir kadın! Sevimli mi sevimli. Cana yakın mı yakın...dertlimi dertli... derdi bildiğiniz üzere Bosna savaşı...bu kez Lilyana'dan dinliyoruz. Savaş sırasında şehir şebeke suyuna karıştırılan uranyum yüzünden  kanserden ölen kocasını, ölmek üzere olan kız kardeşini, dağılan hayatlarını ve yalnızlığını anlatıyor... Ne diyebiliriz ki? Bu halkların değil politikacıların utancı.
Bize aynı apartmanda birlikte yaşadığı iki oğlundan söz ediyor. Birisini evlendirmiş, düğün fotoğraflarını gösteriyor. Gelininin yanında uzun sarı saçlarını dağıtarak poz vermiş.
Fotoğraflardaki kareleri anlatırken eli saçlarına gidiyor ve toparlamaya çalışıyor. Onu teselli edecek bir şey olmasını dilerken fırsat elime geçiyor, bir kız kardeş sevecenliği ile uzanıp saçlarını örüyorum mutlu olduğunu hissediyorum. :) bu da bana yetiyor.
Gece yarısı, tam uykuya dalmışken tren duruyor, ne oluyor demeye kalmadan sınır polisi
 '' pasaportlar'' diyerek camlı, sürgülü kapıyı aralıyor.
Tabii hay hay... uyku sersemi olsak ta  duruma hazırlıklıyız, otel rezervasyon bilgilerini soruyor
''haaa tamam'' diyorum, ondan kolay ne var? telefona uzanıp kayıtlı otel rezervasyon bilgilerini gösteriyorum. '' hayır ben kağıda basılmış halini görmek istiyorum'' diyor...
ama yok... sırıtarak bakıyor ''o zaman sizi Montenegro'ya geri göderirim'' diyor.
Demet, Türkçe ''amaan göderirse göndersin zaten orası çok güzeldi'' diyor :) tabi, Demet zaten
'' buradakalalımcılar'' grubundandı :)
''Kaç gün kalacaksınız?'' diye soruyor iki gün diyoruz Lilyana'yı kompartımandan dışarı çıkarıp
suratında kurnaz bayağı bir pazarlık ifadesi ile, sesini daha bir alçaltarak ''her gün için 100 euro'' diyor.
'' nee anlamıyoruz seni Lilyana içeri gelirmisin lütfen, ne diyor... ? '' Lilyana'yı içeri gelmesi için çağırıyoruz. Eee biz de az tilki değiliz :)
Epey süren anladım anlamadım durumundan sonra, çaresiz bir şey koparamayacağını anlayınca pasaportlara damgayı vururken son bir çırpınışla sigara istiyor, haa, sigara... sigara tamam ne demek tabi, kimde var? Dilek, paketin içinde kalan son sigarasını uzatıyor dalga geçer gibi :)  '' istemez'' deyip çıkıyor. Ama yapacağını da yapıyor amirime sorup geri  gelicam diyor... :) :)
Aman biz de çok korktuyduk! amirin olmaz derse ne olacak! sen zaten pasaportlara geçiş mührünü basmışsın. Ve tren bir süre sonra hareket ediyor. Sabaha kadar deliksiz bir uyku çekiyoruz.

                                                            Günaydın Belgrad :)
Lilyana ile vedalaşıp otogar'dan ayırttığımız dairenin olduğu Skadarlija bölgesine yürüyerek gidiyoruz.
Eğer bir gün Belgrad'a yolunuz düşerse, size tavsiyem her yere yürüme mesafesinde olan bu semtte kalın hem tarihi bir bölge hem de daha sonra ayrıntısı ile anlatacağım restoranlar burnunuzun dibinde.





                                      

Çok güzel bir şehir Belgrad, Gururlanmayan ama mağrur bir yapısı var. Eski binalar nasıl oluyor da bir şehri bu kadar modern gösterebiliyor? Bizim ülkemizde bu kıymetli yapıların bir çoğu döküntü halinde (bakınız: Beyoğlu,)
Belgrad 1918- 2003 yılları arasında Eski Yugoslavya'ya başkentlik yapmış. Sava ve Tuna nehirlerinin birleştiği noktada kurulan şehrin tarihi MÖ. dayanmakta.
Stari Grad, Svamala, Skadarlija ve Zemun gezilecek en önemli bölgeleri ama  maalesef yine zaman yetersizliğinden ancak görebildiğimiz yerleri anlatıcam.
Adını Sırbistan Prerensi III Mihoilova'dan alan Knez Mihoilova caddesi Belgrad'ın kalbi sayılabilir. Cumhuriyet meydanından başlayarak, Kalemegdan'a kadar uzanıyor.
Eski ama bakımlı tarihi binalar, Barlar, kafeler,alışveriş dükkanları burada sıralanıyor.
Cadde boyunca devam edin sonunda Kalemegdan'a varacaksınız, gün batımına da denk getirebilirseniz eğer muhteşem Sava ve Tuna nehir manzarasını görebilirsiniz.
Artık akşam olmakta şık bir yerde güzel bir yemeği hakediyoruz sanırım, bunun için de en iyi adres Skadarlija. Önce buranın tarihinden söz etmeliyim.
Dokuzuncu yüzyılda şehrin ünlü simalarının toplandığı bohem bir köşe olan Skadarlija' çok renkli yaşamlara ev sahipliği yapmış. Bir süre Çingenelerin de yaşadığı yer, tarihi dokusu ile bizim en çok sevdiğimiz mekan oldu. Gece boyunca geleneksel Sırp şarkılarının çalındığı Kafana denilen bizdeki meyhane benzeri restoranların içinde biz en çok Dva Jelena' sevdik ( iki geyik)
Sesir Maj( eski şapka)  Tri sesira(üç şapka) adlı diğer mekanlarda oldukça kalabalıktı.

 Tencere kadar büyük bir güveç kabında ortaya gelen adı, sumadıjska tepsıja olan bu çok lezzetli yemeğin fiyatı 2220.00 Sırp dinarı yani bizim paramızla 80 tl kişi başı 16 tl yapıyor. 5 kişi rahatlıkla karnımızı doyurduk, bira ve ya şarabı'da koyarsak kişi başı 20 liraya bu tarihi restoranda kendimize şahane bir ziyafet çekmiş olduk :) bizim ülkemizle karşılaştırılınca fiyat ne komik değilmi?



                                           Belgrad'ta ikinci gün İstikamet NOVİ SAD

Novi Sad, Belgrad'tan 1. saat uzaklıkta gezilecek yerler arasında önemi büyük kendi küçük olan bir şehir.
Otağardan bindiğimiz otobüs bilet ücreti 480 rsd. yaklaşık 17 lira.
İndiğimizde elimizde harita olmadığından ve tek belirleyici yerin 'Petrovaradin kalesi' olmasından dolayı oranın adını verip nasıl gidileceğini sorduk.
Hemen oracıkta bulunan perondan trene binip beş durak sonra inmemizi söylediler. O da tamam çıktık yola, Petrovaradin anonsunu da duyunca paldır küldür trenden indik! ancak indiğimiz yer kuş uçmaz kervan geçmez bir yer, bizden başka inen tek bir yolcu yok. Petrovaradin tabelası yerde kırık dökük duruyor üzerinde kurşun delikleri... Hava oldukça sıcak, gökyüzünde alaca kuşlar dönüp duruyor, korku dolu gözlerle birbirimize bakıyoruz, arkamızdan  gelen sesle Arzu boş bulunup korku dolu bir çığlık atıyor Kondüktör istasyonun penceresinden başını uzatmış bize sesleniyor, ağzında külü yarıya kadar uzamış sigarası...
Şaka şaka...tabiki böyle değil ama sahne buna yakın sayılır 😅
Kondüktör oldukça yardım sever canla başla bize yolu tarif etmeye çalışan iyi yürekli bir adam. Benim tek endişem doğru yerde olup olmamamız çünkü çevrede bir allahın kulu yok.
İstasyonun arka kısmındaki sokaktan yürüdüğünüzde işlek bir caddeye ulaşıyorsunuz. Oradan tekrar otobüse binip üç durak sonra indiğinizde kendinizi tarihi binaların olduğu dar sokaklarda buluyorsunuz. Etrafta hiç insan yok, sanki bulunduğu yüzyılda bir şeyler olmuş ta şehir terk edilmiş gibi. Ama artık mutluluğuma diyecek yok işte aradığım yer, turistler olmadan şehrin ana dokusunun tadına vara vara gezebileceğiz  derken!... bir turist kafilesi ile karşılaşıyoruz :)











Petrovaradin'nin Osmanlı tarihindeki yerinden söz etmek gerekirse ünlü Karlofça'antlaşmasından başlayalım. Osmanlı 1699 yılında yapılan bu antlaşmayla ilk kez Avrupa'da toprak kaybetmeye başlıyor. Venedik Cumhuriyetine geçen toprakları savaş ilan ederek geri almak istemiş ancak 1716 yılında Avusturya ile yaptığı Petrovaradin meydan muhaberesini kaybederek geri çekilmiş. Bu kısacık hatırlatıcı tarih bilgisinden sonra yolumuza devam edelim.





Novi Sad şehri ile Petrovaradin kasabası Tuna nehri ile ikiye ayrılıyor. Köprünün diğer yanına yürüyerek geçiyoruz. Bu arada köprüdeki asma dilek kilitlerini görmeden geçmeyelim :)
Artık acıktık, susadık, yorulduk biraz mola :) Novi Sad'ın birbirinden şık görünümlü kafelerinden birini seçip oturuyoruz. Bu gezinin en güzel yanı da bu! gün içinde yorulduğunuz zaman her an bir kafede oturup dinlenebiliyor olmanız. Ne İran ne de Hindistan'da böyle bir lüksünüz yok. Ee Avrupa burası. Biz Dilek'ile salata ve yanında buz gibi bira söylüyoruz kızlara'da 5 katlı yemekle bitiremeyecekleri büyüklükte hamburgerler geliyor.


















                                                        Belgrad'ta 3. ve son günümüz

Her sabah olduğu gibi bir koşu gidip Pekara'lardan alınan sıcak böreklerle evimizde kahvaltı yapıyoruz, hala tadı damağımda o elmalı, vişneli tatlı çöreklerin. 
Artık hazırlık zamanı bu akşam Makedonya'ya gidicez, ama neredeyse bir günümüz daha var.
Sırt çantalarımızı ev sahibinin izni ile evde bırakıp akşam üzeri almak üzere çıkıyoruz.

Bu kısa güne Svamala ve Zemun'u sığdırmaya kalkışıyoruz ama nafile...Sorduğumuz yol tarifi üzerine Kalemegdan'dan aşağı nehir kenarına iniyoruz nehir boyunca yürüdüğümüz yollar, sonunda bizi tekrar otogarın bulunduğu meydana çıkarıyor. Hazır gelmişken biletimizi de alıp tekrar yukarı doğru evimizin de olduğu Skadarlija'a bölgesine geliyoruz. Ee zaten şehri yürüyerek altını üstüne getirdik! her şeye boş verip önümüzde kalan 4-5 saati Dva Jelena'da yemek yemeye ayırıyoruz.












                                    Artık gitme zamanı! bu güzel şehirde bir sürü güzel yer                                                                          gördük,yedik,içtik,eğlendik, Elveda Belgrad...

                                           Makedonya yolculuğu başlıyor yarın sabah Üsküp'teyiz